30 Ekim 2016 Pazar

Efes Antik Kenti

  

  Efes Antik Kenti hepimizin adını bir kez dahi duymuş olduğumuz antik kentler arasında belki de en popüler olanı.İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan ve UNESCO tarafından Dünya Mirası listesinde bulunan bu antik kent binlerce efsane biriktirmiş.
                           

   










  

  
  
  Eski efsanelere göre; Efes (Ephesus),
Amazon adı ile bilinen kadın savaşçılar tarafından kurulmuştur. İsminin, Ana Tanrıça kenti anlamına gelen Arzawa krallığındaki bir kentten, Apasas’dan geldiği düşünülür.
  Tarihçesi Neolitik Dönem’e kadar uzanan köklü tarihli bu antik kenti gezmek benim için inanılmaz keyifliydi.
  Efes Antik Kenti’nin üst kapısından kentin sonuna ulaşmak için bir buçuk kilometre yürümeniz gerekiyor.Kent diğer antik kentlere göre oldukça büyüktü.
   

   



     Kente girdiğimde beni Devlet Agorası Hamamları karşıladı.Zamanında alttan ısıtma sistemine sahipmiş ve hamamın kuzey taraftaki dört odası kısmen kayadan oyularak yapılmış.
                                                                                                                                                                        
                                  
  Daha sonra “Bouleuterion” adı verilen oturumların,müzik gösterilerinin ve yarışmaların düzenlendiği mekana geldim.Daha önceki antik kentlerde böyle bir yapı karşıma çıkmamıştı.Tiyatroya benzeyen bu yapı, Efeslilerin gelişmişliklerinin göstergesiydi.
                                

  Kuretler Caddesi Efes Antik Kenti’nde hoşuma giden bir mekandı.Şehrin etrafındaki iki dağın vadisi arasında uzanan bu cadde Roma şehrinin dikey ızgara planına uygun olarak yapılmış.Ayrıca bu cadde boyunca farklı sayı ve çeşitlilikte sütunlar mevcut.

Herakles Kapısı adı verilen iki sütun Kuretler Caddesi’ne giden geçişi daraltmakta.

Traianus Çeşmesi’nde günümüzde deneysel rekontrüksiyonu yapılmış.
  Hadrianus Kapısı antik kentteki ihtişamlı yapılardandı.Orijinal halinden birbirinden ayrılmış iki parçası kalsa da bu kapının zamanında trafik akışını sağlayan geniş bir giriş olduğunu düşünmeden edemedim.

                         

 Belki de herkes gibi antik kentte en çok görmek istediğim yapı olan Celsus Kütüphanesi’ne geldiğimde karşımda neredeyse hiç yıkılmamış gibi duran bir yapı ile karşılaştım.Gösterişli cephenin  aedikula mimarisi(antik kentlerde uygulanan üzerinde alınlığı olan nişler)olduğunu öğrendiğim Celsus Kütüphanesine dokuz basamaklı bir merdiven çıkılarak ulaşılmakta.

  

  

  Efes Antik Kenti Tiyatrosunda izleyici kısmının büyük bir kısmı yamaca oturmakta ve tiyatro oldukça büyük bir alan kaplamaktaydı.Efesliler tiyatroya büyük önem vermiş olmalılar.




  

  Efes Antik Kenti’nin son alanı Efes Limanı idi.Liman şehrin zenginliğine önemli katkıda bulunmaktaymış.
  




  

  
  Efes Antik kenti gezdiğim antik kentler arasında en keyif aldığım antik kentti.Benim gibi düşünen onlarca insan olacak ki diğer antik kentlere göre Efes’i gezmeye gelen yüzlerce insan vardı.Efes Antik Kenti’nde kazı çalışmaları hala devam etmekte.Eğer bu antik kenti gezmediyseniz gelmenizi tavsiye ederim.

  

29 Ekim 2016 Cumartesi

Perge Antik Kenti

  Perge Antik Kenti,bazı dillerde Perga Antik Kenti.Perge Antik Kenti’nde gün yüzüne çıkarılmış çok fazla eser vardı ancak bu parçaların birleştirilmesi ve restorasyon çalışmaları devam ediyordu.Aynı zamanda kazı çalışmaları da yapılıyordu.
                                       
  Bu antik kentte Güney Hamamı olarak adlandırılan kısma çok fazla alan ayrılmıştı.Hamamın sadece temizlenmek işlevi görmediğini aynı zamanda siyaset,ticaret konuşulan bir mekan olduğunu da göz önünde bulundurursak bu büyük ve adeta şehrin ihtişamını gösterecek nitelikte işlemelere sahip bu mekan Perge’de yaşayanların heykelcilik yeteneklerinin gelişmişliğini de bize göstermekte.Şehri inşaa edenlerin heykelcilik ve işlemede bu denli başarılı olduklarının bir göstergesi de ‘Sütunlu Cadde.’ Sayamayacağım kadar farklı ve ince işçiliğe sahip bu cadde görülmeye değerdi.
 Dikkatimi çeken bir husus da Agora yani kent alanı denilen kısımda dikdörtgen şeklinde sütunların çevrelediği, ortasında ise yuvarlak bir yapının bulunduğu bir alan olmasıydı.Belki de halkın en fazla bulunduğu noktada alan tasarlarken geometriden kaçamayış yine karşıma çıkıyor bu antik kentte.
  Perge Antik Kenti’nin tiyatrosunun onarım nedeniyle kapalı olmasından ötürü tiyatroyu uzaktan gözlemlemekle yetindim.Ancak tiyatronun karşısındaki alanda tiyatroya ait parçalar segilenmişti.Bu parçalar antik tiyatronun zengin mimari bezemeye sahip olduğunu anlamama yetti doğrusu.
  Kendimce surların kenti adını verdiğim bu antik kentte gezintim sıcağa karşı da olsa birkaç saat sürdü ve gezmekten büyük keyif aldım. Herkese eskiden liman kenti olan Perge’yi gezmesini tavsiye ederim.

Milet Antik Kenti

  

  Apollon ile Girit Kralı Minos’un kızı Akakallis’in üç çocuğundan biri olan Miletos’u Minos’un kötülük yapmaması için dağa bırakır Akakallis. Çocuğa kurtlar bakar. Daha sonra çobanların büyüttüğü Miletos, Anadolu’ya gelerek Menderes nehrinin kızı Kyane ile evlenerek ‘Miletos’ şehrini kurar der mitoloji. 


  

     Milet’i gezmeye başladığımda büyük bir tiyatro karşıladı beni tıpkı diğer antik kentlerde olduğu gibi. Büyük Asya’nın en büyük tiyatrolarından biri olan bu tiyatroda imparatorun karısı için yaptırdığı locanın sütunlarının kalıntıları tiyatronun zamanındaki önemini kavramamı sağladı.Gezdiğim diğer antik kentlerde loca için ayrılmış bir alana rastlamamıştım.Seyirci için tünelleri, oyuncular için sahne girişi,limandan gelen bir yol ile tiyatroya ulaşma imkanı sağlanmasından anladığım kadarıyla filazofların şehri olarak anılan Milet’te tiyatro büyük önem taşıyordu.

 

  


   
  Ayrıca bu tiyatroda oturma sırasında da bir sınıflandırma yapılırmış.En arkada kadınlar,orta sıralarda halkın erkekleri en ön sıralarda ise itibarlı kişiler otururlarmış.





   

   Tiyatrodan çıktıktan sonra kahraman Heron’un mezarı ile karşılaştım.Yuvarlak mezar yapısında ve yığma tümülüs olarak yapıldığı tahmin edilen bu mezar harç kullanılmadan yığılmış mermer taşlar ile oluşturulmuş.





   

  
  Liman kapısı ve kutsal yol olarak adlandırılan kısma geldiğimde ise Miletos’un sonunu getiren yere de gelmiş oldum.Milet’e zenginlik getiren Menderes Nehri alüvyonlarının kente dolmasıyla şehir gücünü kaybetmiş ve harap olmuş.

  Şehirde ilgimi en çok çeken yapılardan biri de Priene Athena tapınağı idi.Tiyatrodan sonra tüm görkemiyle karşıma dikilen normalde 6, korunabilmiş 4 sütunu ve işlemeleri ile tapınak Miletoslular’ın ince işçiliğinin bir göstergesiydi.

  

  
  Kentin en önemli limanı olduğu düşünülen Aslanlı Liman’a adını veren iki aslan heykeli Fransa Lauvre Müzesi’nde sergilense de liman ortasındaki yuvarlak yapı ve limanı çevreleyen surlar Miletlilerin ticarete önem verdiği gibi ticareti oluşturduğu alanın mimarisini de önemsediğini hissettirdi bana. 
Milet ile ilgili son söylemek istediklerim ise Milet belki de hepimizin bir kere de olsa adını duyduğu, unutulmaktan diğerlerine göre bir adım uzak olan bir antik kent. Bunun sonucuna da Kaunos’u gezerken hiçkimse ile karşılaşmazken Milet’te birkaç kişi ile karşılaşmamla varsayıyorum.
  Milet’i gezerken zaman zaman yerlere atılmış çöp şişeleri,antik kentin taşlarının üzerine isimlerini ölümsüzleştirmek isteyen insanların isimleri ile karşılaştım.Çöplerimizi çöp kovalarına, anı ölümsüzleştirmelerimizi fotoğraflarımız ile yaparsak belki de bu kent daha sonraki kuşaklarca da ziyaret edilebilir durumda olur.

28 Ekim 2016 Cuma

Aspendos Antik Kenti

                

  Aspendos yaşadığım şehir olan Antalya’da bulunan her zaman hikayesini duyup gezip görmeyi ertelediğim bir antik kent idi.










   

  Her ne kadar bir antik kent olarak anılsa da Aspendos denildiği zaman akla ilk olarak Aspendos Antik Tiyatrosu gelir.Hatta Aspendos’un mitolojik hikayesi de tiyatrosu üzerine yazılmıştır: 
  Aspendos kralının bir zamanlar herkesin evlenmek istediği çok güzel bir kızı varmış.Kral kızını kime vereceğini bilemediği için halka “Kim halkımız,kentimiz için en yararlı şeyi yaparsa kızımı ona vereceğim.” diye duyurur. Bunun üzerine iki kardeş iki büyük yapı yaparlar. Biri kente çok uzaklardan, karmaşık yolları birçok zorluğu geçerek, su getiren su kemerleri;  öteki ortasında yere metal para atıldığında üst sıralardan bile sesinin duyulduğu dünyanın akustik olarak en iyi tiyatrosudur. Kral su kemerlerini gördükten sonra kızını su kemerlerini yapana vermek ister. Bunun üzerine tiyatronun mimarı Zenan krala bir oyun oynar. Kral tiyatronun üst sınırlarında gezerken bir fısıltı duyar: ‘’Kral kızını bana vermeli.’’ Akustiğe hayran kalan kral kızını büyük bir kılıçla ikiye ayırır ve kardeşlerine verir. 



Gerçekten de Aspendos’a ayak bastığınızda Aspendos Antik Tiyatrosu büyük bir ihtişamla karşılıyor sizi. Roma tiyatrosunun özelliklerini yansıtan bu tiyatro iki uçta merdivenler ve 58 sütundan oluşmakta.












‘’ İtalya, Fransa, Dalmaçya ve Afrika’da amfitiyatrolar, Mısır ve Yunanistanda tapınaklar, Girit’te saraylar görmüş olabilirsiniz. Antik çağdan günümüze gelen kalıntılara belki doydunuz veya belki onlardan hiç hoşlanmadınız. Ama Aspendostaki tiyatroyu henüz görmediniz.’’ 
                                                                                                                         

D. G Hogart

  Oyuncuların giriş yaptığı 5 kapıdan oluşan sahne kısmındaki işlemeler oldukça detaylı ve tam ortasında da şarap tanrısı Dionysos’un figürü mevcut.
  


  Aspendos Antik tiyatrosunu gezerken beni rahatsız eden iki husustan bahsedeceğim.Birincisi antik tiyatroda günümüzde hala gösteriler düzenlenmekte.Bu durum tiyatronun hatırlanması için iyi ancak tiyatroyu gezerken tam ortaya konulmuş ve beyaz bir örtü ile örtülmüş projeksiyon cihazı ortamın bütün atmosferini kaçırmıştı.


  

   
  

  İkincisi de yakın zamanda restorasyona uğrayan tiyatronun sahne kısmında yapılan camdan çatısı.Restorasyon otoritesi değilim ancak mimarlık okuyan bir öğrenci ve tiyatroyu gezen bir gezgin olarak mermer taşından yapılmış antik tiyatronun çatısının camla kapatılmasına anlam veremedim.

  


  

  Tiyatrodan ayrıldıktan sonra Yukarı Kent(Acropolis),meclis binası,bazilika,anıtsal çeşme,su kanalları ve çok uzaklara ulaşan kent surlarını gezdim.Bu kısımlar çok fazla korunamamış olsa da Aspendos’un bir zamanlar tarih sahnesinde önemli bir yeri olduğunu hepimizin gözleri önüne sermekte.